2011 ARAP BAHARINDAN 2016 SURİYE’SİNE BAŞLANGIÇ
TARİH VE SİYASİ BİLİMLER YAZARI - Kübra GENÇ

2011 ARAP BAHARINDAN 2016 SURİYE’SİNE BAŞLANGIÇ

2011 ARAP BAHARINDAN 2016 SURİYE’SİNE  BAŞLANGIÇ

Ortadoğu ABD'nin Irak'taki işgal güçlerini küçültmesinden sonraki dönemde bir dizi değişikliğe, toplumsal kalkışmaya sahne oldu.Bu toplumsal değişimler Mağrib adı ile anılan Müslüman Kuzey Afrika'dan başlayan bir dalga Tunus'tan yayılarak önce Hüsnü Mübarek diktatörlüğündeki Mısır'a, oradan Cezayir, Libya ve Mısır'a yayıldı. Arap Baharı adı ile anılan, Mısır'da Hüsnü Mübarek ve Tunus'ta Zeynel Abidin Ali iktidarını deviren değişim dalgası kendisini Libya'da iç savaş şeklinde gösterdi. Libya'da yönetimi 42 yıl elinde tutan Muammer Kaddafi rejimi, değişim dalgasının ilk kitlesel çatışmaları ile yıkıldı. Kaddafi'nin kalesi olarak anılan Trablus'un düştüğü tarihlerde "kıtaların arasındaki dünya, Ortadoğu'nun" en eski kültürlerinden ancak en diri diktatörlüklerinden biri olan Esed rejimi barışçıl gösteriler döneminin sonunda idi.  Ortadoğu’nun bu hale gelmesi zaten dünyanın büyük güçleri açısından oldukça önemli değil miydi? Amaçları ve istedikleri bu karmaşık düzenleri sağlamak. Yıllar önce de Esad’ı okuturken büyük adam olması için mi yoksa kuklaları haline getirmek için bunu yapmışlardı?

 

2011 baharı ile Suriye’de Esed rejimine karşı gösteriler başlamıştı. Yaz başına gelindiğinde ise rejim ordusu hürriyet, adalet ve inanç özgürlüğü isteyen göstericilere yaylım ateşi açıyor, evlere, dükkan ve okullara baskınlar düzenlenip eylemlere katıldığı tespit edilenler ya infaz ediliyordu ya da bir daha haber alınmamak üzere ‘gözaltına’ alınıyorlardı.Temmuz 2011’de rejim ordusunun saldırılarına karşı daha önce barışçıl reform talebi ile alanlara çıkan muhalifler savunma savaşına başladı. Artık Suriye’de rejim ve muhalifler adında iki taraf savaşıyordu.Silah gücü ve diğer imkanlar ile nicelik ve nitelik bakımından eşit olmayan iki gücün savaşı ile Suriye’nin çeşitli yerlerinde farklı silahlı muhalif gruplar oluşmaya başladı.Rejim ordusu içinde yer alan ancak göstericilere karşı Esed ve BAAS’ın tutumuna karşı çıkan subaylar bir araya gelerek Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında birleşti. ÖSO kısa sürede popüler bir hale geldi. Geniş kitlelerin ilgisini çeken ve giderek birbirinden bağımsız hücrelerle çoğalan ÖSO’nun dışında Faruk Tugayları, Ahrar’uş Şam, Nusret Cephesi, Ketaib İslam ve birçoğu gibi Suriye kökenli gruplar kuruldu.

 

Suriye savaşının şiddeti Irak’ta ve çevre coğrafyada süren birçok hareketin de dikkatini çekmiş, bu hareketler için bir mücadele odağı haline gelmişti. Batı medyasının daha sonradan “Yabancı Savaşçılar” adı altında muhaliflere karşı bir söylem amacı ile kullanacağı “muhacirler” bu evrede Suriye’ye girmeye başladı.Muhalifleri desteklemek amacı ile Çeçenler, Özbekler, Doğu Türkistanlılar, Avrupa ve Amerika kökenliler, Mağrib’ten gelenler ve daha sonra Suriye’de her fırsatta muhaliflere karşı politik ve askeri yaptırım nedeni olacak olan Irak İslam Devleti Suriye’de rol almaya başladı.Muhaliflerin tarafında bu gelişmeler olurken Esed ve BAAS partisinin tarihsel, politik ve dini müttefikleri de rejimi korumak amacı ile Suriye sahasında görünmeye başladı.İran’ın desteklediği ve bugüne kadar tespit edilebilen irli ufaklı 23 Şii örgüt, rejim saflarında muhaliflere karşı savaşmak için İran tarafından Suriye’ye taşındı.Lübnan Hizbullah’ı, Ebu Fadl Abbas Tugayları, Hareket Nucaba, Seyyide Zeynep Tugayları, İmam Ali Birlikleri gibi bilinen Şii teolojisi adına savaşan örgütler İran’ın silah ve maddi desteği ile “Yabancı Savaşçılar” olarak Suriye’de savaşmaya başladı. 2013 yılının Şubat ayında, Lübnan sınırındaki Kuseyr kasabasında ÖSO ile rejim arasındaki çatışmalar İran destekli Şii militanların Suriye’deki varlıkları için başlangıç kabul edilse de Lübnan Hizbullah’ının Şam’ın batı kırsalında 2012 Aralık ayında kayda geçen faaliyetleri de saptanmıştı.2013 yılı askeri olarak muhalifler için bir gerilla, rejim için ise pusuya düşme dönemi halini almış. Savaşın ikinci yılında Esed ve BAAS rejimi hava saldırıları nedeni ile 100 binin üzerinde sivil hayatını kaybetmişti.Savaşın giderek artan şiddeti Suriye’den komşu ülkelere büyük bir göç dalgasını tetikledi. Göç dalgasını sınırlarında en çok hisseden ülkeler ise Türkiye, Ürdün ve Lübnan oldu. Ülke dışına çıkamayan Suriyelilerin büyük bir kısmı muhalif grupların kontrolündeki alanlarda Türkiye ve Ürdün sınırına yakın bölgelerde kurulan geçici yerleşim alanlarına sığındılar.Savaşın sıcak çatışma günlüğü ve göç, uluslararası çağrılar ve politik gerilimler sürerken Esed ve BAAS rejimi muhalif alanlardaki sivillere karşı kimyasal silah kullanıyor, çeşitli kimyasal aracıları Suriye’de ölümle özdeşleşen varil bombaları ile sivil halka karşı kullanmaktan çekinmiyordu.Esed ve BAAS rejiminin ilk kimyasal içerikli saldırısı 2013 yılının Nisan ayında İdlib’in Serakib ilçesine sarin içerikli bombaların atılması olarak kayda geçti. Bundan sonra Hama ve Halep kırsalı ile Şam’ın Doğu Guta bölgelerinde rejimin kimyasal kullandığı tespit edilmişti.2013 yılının Ağustos ayına gelindiğinde ise Esed ve BAAS rejimi Şam’ın Doğu Guta bölgesindeki beş mahalleye aynı anda kimyasal aracılar içeren bombalarla saldırmıştı. Bu saldırıların henüz ilk anlarında 635 kişi hayatını kaybetmişti. Yapılan araştırmalar sonunda rejimin Doğu Guta’da da sarin kullandığı anlaşılmıştı. Kimyasal saldırının yapıldığı tarhi aralığında Şam ve çevresinde muhaliflere karşı üstün bir konuma gelmenin eşiğindeki rejim, saldırılarını durdurmadı. Kuneytra, Kalamun ve Şam merkezde devrimin başında bir anda kaybettiği bölgeleri geri alma yolunda ilerleyen rejim ülkenin kuzeyinde karşısında çok daha farklı bir manzara ile karşı karşıya idi.Suriye’de çatışmaların başlamasının ardından muhalifler ile beraber hareket eden Irak İslam Devleti adındaki grup ile muhalif gruplardan Nusret Cephesi arasında 2013 yılı Nisan ayında ciddi bir çatışma potansiyeli ortaya çıkmıştı. Irak İslam Devleti lideri Bağdadi, Nusret Cephesi ile kendi örgütünün birleşitğini ilan etmiş ve yeni adı Irak Şam İslam Devleti olan örgüte bağlılık istemişti. Nusret cephesi lideri Muhammed Colani tarafından reddedilen bu istek, iki grup arasında çatışmalara neden olmuştu. Görünürde ikisi de El Kaide’ye bağlı olan örgütler arasındaki çatışmalı döneme El Kaide lideri Zevahiri el koymuş ve sonunda iki örgütün ayrı iki örgüt olarak mücadele edeceklerine karar vermişti.Ancak yeni adı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olan örgüt El Kaide liderinin arabulucuğunu tanımadı. Nusret Cephesi ise El Kaide’ye olan bağlılığını ilan etti. Ancak bu dönemde IŞİD ile yaşanan çatışmalar nedeni ile Nusret Cephesi Kuseyr dışındaki tüm cephelerde sadece nöbet faaliyeti yürüttü. IŞİD, Halep’in doğusu, Rakka ve Deyr Zor bölgelerinde Nusret Cephesi ve Ahrar’uş Şam İslami Hareketi üyelerini vahşi yöntemlerle katletti. Rakka ve çevresi muhalifler tarafından boşaltıldı.

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türk askeri Kardak’tan ayrılmıyor
Türk askeri Kardak’tan ayrılmıyor
Çok sayıda hakim ve savcı ihraç edildi
Çok sayıda hakim ve savcı ihraç edildi